Evlilik Kimin İçin?

Evlilik kavramı dünyanın her yerinde ortak anlamlar da taşımakla birlikte sosyolojik yapının bir getirisi olarak coğrafyaya özel anlamlar da taşıyor. Bizim topraklarımızda evlilik, her zaman ve her yerde böyle olmamakla birlikte, ‘düzenli seks’ için gerekli bir kurum olarak algılanıyor. Üstelik tahmin edersiniz ki karşılanması önemli olan bu düzenli seks ihtiyacı erkeğe ait. Yani erkekler, cinsel ihtiyaçlarını para ödemeden, ortalığa düşmeden, sürekli partner aramakla uğraşmadan, yer mekan değiştirmeden ve üreme aşamasını da tamamlayabilecekleri biçimde gidermeleri için evlendiriliyorlar. Ataerkil toplumlarda düzeni, erkeğin istek ve ihtiyaçları doğrultusunda dizayn etme haline yabancı değiliz. Ancak evlilik kurumunu yalnızca erkeğin orgazmı üzerinden inşa ettiğinizde kurduğunuz şey sağlıklı bir aile olmuyor.

Sağlıklı, mutlu ve sahici bir aile birliği için; öncelikle toplumun, kadının cinsel arzuları ve hakları olan bir varlık olduğunu kabullenmesi gerekiyor.

Erkeğin cinsel geçmişinin şanlı bir bayrak gibi sallanması ama kadının bekaretinin büyük bir tabu olduğu bu yerde, ütopik bir şeyden bahsettiğim düşünülebilir. Ancak bunu değiştireceğiz. Erkeğin erkekliğini yerine getirmemesinin makul bir boşanma nedeni olduğu biliniyor ve toplum tarafından da kabul görüyorken kadının cinsel doyuma ulaşmasının gerekliliği neden tartışmaya dahi açılamıyor, anlamak mümkün değil. Kadın da arzulayan ve orgazmla mutlu olan bir varlıktır. Dolayısıyla evlilik, yalnızca paşa oğulların özgürce sevişmesi için yapılamaz. Evlilik, iki insanın birbirini her açıdan mutlu ve tatmin ederek ortak kararlar ve düşünceler ışığında, birbirlerine alan da açarak kurdukları müşterek yaşamdır. Sevişme ve üreme kararlarının ortak alınması bir zorunluluktur ve kadın bedeni üzerinden erkeğin biricik ve sonsuz tatmini, insan hakları ihlalidir.

Geçtiğimiz günlerde son derece iyi eğitimli bir erkek, eşiyle terapiye geldi ve erken boşalma nedeninin eşinin evlendiğinde bakire olmaması olduğunu savundu. Çünkü sevişirken eşinin önceki sevişmelerini düşünüyormuş ve konsantrasyonu bozuluyormuş. Evlenmeden önce bunu bilip bilmediğini sordum ve öğrendim ki nikah öncesi 1 yıl birlikte yaşamışlar. Ve hiçbir cinsel sorunları yokmuş. ‘Eşiniz sizin ilk partneriniz miydi?’ diye sorduğumda aldığım yanıt ‘Tabii ki hayır.’ oldu. Erkek için önceden sevişmek tabii ki ile karşılanan bir eylemken kadının önceden sevişmiş olması, erkeğin cinsel performansına halel mi getiriyor? Böyle olması için mantıklı bir neden yok. Bu erkek, ailesi tarafından düzenli seks yapabilsin diye evlendirilmemiş ve aklımıza gelen sosyokültürel yapının tamamen dışında ancak o da hayatını birleştirdiği kadının öncelikli olarak onunla seks yapmış olmasını tercih ediyor ve aksi bir durumla baş etmekte zorlanıyor. Kandırılmadığı ve geçiştirilmediği halde. Cinsel performans sorunlarının nedenini partneri kabul ederek çözüm arıyor. Çözüm ne öyleyse? Kadının cinsel geçmişini yaşanmamış kılabilir miyim? Yoksa zihnimizdeki zamanı geçmiş düşünceleri mi silmemiz gerekir topyekûn? Baş etmeye çalıştığımız sorun çok başlı ve çok büyük. Ancak ucundan tutun. Bilhassa erkekler; bizi tanıyan bir dünya için yapabileceklerinizi bilin ve bizi sizin hazzınızın uşağı sayan bu sistemin değişip gelişmesi için istekli olun.

Instagram

Twitter

Web

Bu makalede öne sürülen fikir ve yaklaşımlar tamamıyla yazarlarının özgün düşünceleridir ve Onedio’nun editöryal politikasını yansıtmayabilir. ©Onedio

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir